ana_sayfa
FAALİYETLER
Yazılı Soru Önergeleri
Genel Kurul Soruları
Kanun Teklifleri
Sözlü Soru Önergeleri
Makalelerim
Genel Kurul Konuşmaları
Yazılı S.Ö.(Cevaplanan)
Meclis Araştırma Önergeleri
Genel Kurul KonuÅŸmaları > 319 sıra sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Tasarısı'nın 1'inci maddesiyle ilgili konuşması
21.01.2009

319 sıra sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Tasarısı'nın 1'inci maddesiyle ilgili konuşması

MHP GRUBU ADINA YILMAZ TANKUT (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 319 sıra sayılı Kanun Tasarısı'nın 1'inci maddesiyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, gelişen ve değişen dünya şartlarında bilginin ne denli önem arz ettiği hepinizin malumudur. Bilginin en büyük silah olarak da değerlendirildiği günümüzde, ilk bilginin ve o bilgiyle ortaya konan emek ve çalışmaların neticesinde meydana getirilen ürün, eser, buluş ve hizmetlerin korunması ve taklitlerinin yapılmasının önlenmesi de büyük bir öneme sahiptir.

Bu manada, markaların varlığını sürdürebilmesi, faaliyet içinde bulunduğu alandaki değerinin korunması, bu markaların sahiplerinin de marka üzerindeki menfaatlerinin zayıflamaması ve yitirilmemesi açısından Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de değişiklik yapılmasıyla ilgili bu tasarıyı önemsediğimizi ve desteklediğimizi buradan ifade etmek istiyorum. Ancak, bu denli önemli bir yasa değişikliği, maalesef, daha önce de konuşan arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi, zamanında gereken hassasiyet gösterilmediği için beklenen faydayı tam olarak sağlayamayacağı gibi, hak sahiplerinin uğradığı bazı haksızlıkları da ne yazık ki gideremeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin, bir kısım cezai hükümlerinin iptaline karar verdiği 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin düzenlenmesi için haziran ayında verilen altı aylık geçiş süreci 5 Ocak 2009 tarihinde sona ermişti. Bu altı aylık süre içinde ne yazık ki yeni bir düzenleme hazırlanamadığı için 5 Ocak 2009'dan sonra yani bugünlerde taklitçilere gün doğacağı belirtilmektedir. Ayrıca yeni bir yasal düzenleme yapılmadığı için şu anda devam eden binlerce taklit davasının düşeceği yorumları da yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu yasal düzenleme 7 Ocak 2009 tarihinde Sanayi Komisyonumuzda görüşülmüş ve aynı gün oy birliğiyle kabul edilmiştir. Dolayısıyla, hem Komisyon hem de bugün Genel Kurulda görüştüğümüz bu tasarı, az önce ifade etmeye çalıştığım gibi, zamanında kanunlaşmamış ve 5 Ocaktan bu zamana kadar geçen zaman diliminde de ne yazık ki hukuki bir boşluk doğmuştur.

Netice olarak, artık bizim için hiç sürpriz olmayan, AKP İktidarının ve Meclis Grubunun, plansız, öngörüsüz, gayriciddi bir anlayış içerisinde Meclise getirdiği bir kanun tasarısını daha görüşmekteyiz. Devlet gelenek ve teamüllerini hiçe sayan, sayısal çoğunluğun verdiği şımarıklıkla Meclisi parti teşkilatı gibi yönetmeye çalışan, Parlamento saygınlığına gölge düşüren bu anlayışı bizim tasvip etmemiz ve kabullenmemiz elbette ki mümkün değildir. Bu sebeple de bu işin sorumlularının mutlaka ortaya çıkartılmasının lazım geldiğine inanıyoruz. Gerek Bakanlıkta gerekse Patent Enstitüsünde onlarca sorumlu yöneticinin bu durumdan haberi yok muydu?

Şimdi buradan, "Biz bakkal idare etmiyoruz, ülke yönetiyoruz" diyen Sayın Başbakana sormak istiyorum: Bu yasal düzenlemeyi zamanında Meclis gündemine getiremeyen ilgili kurum ve Bakanlık yetkililerine hangi müeyyideleri uygulayabileceksiniz?

Başta AKP Ankara Milletvekili bir hanımefendinin eşi olması münasebetiyle Türk Patent Enstitüsüne getirilen ve hiçbir altyapısı ve kurum geçmişi olmadığı iddia edilen kurum başkanı ve diğer ilgililerin sorumluluklarını hatırlatarak bu ve benzer düzenlemelerin zamanında niçin yapılmadığını sorup gereğini yapabilecek misiniz?

Sayın milletvekilleri, taklit konusunda maalesef Uzak Doğu ülkelerinden sonra en fazla adı geçen ülkeler arasında bulunmaktayız. Ayrıca kaçak veya kontrolsüz olarak Uzak Doğu'dan yapılan ithalat ile bu bozuk imajımız daha da bozulmaktadır. Yasalarımızı Avrupa Birliğine uyumlu hâle getirmeye çalışıyoruz ama bu işleri yasayla değil de kanun hükmünde kararnameyle yapmamız bile markalaşmaya ve marka korumaya ne kadar ciddiyetle yaklaştığımızı, bakkal mı yoksa ülke mi idare ettiğimizi acı da olsa bize göstermektedir.

Bu ve benzeri konularda acele ve hızlı bir şekilde kanun hükmünde kararname biçiminde Bakanlar Kurulu onayıyla uygulama gerçekleştiğinden büyük yanlışlıklar, sakatlıklar ve eksiklikler meydana gelmektedir. Sonuç olarak bu ve benzer nedenlerden dolayı bu gibi kanun ve düzenlemeler, son anda değil de özenle ve tüm kesimlerin görüşü alınarak uzun yıllar sağlıklı bir şekilde işleyecek şekilde hazırlanmalıdır diye düşünmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer taraftan tasarının 1'inci maddesinin (e) fıkrası, işareti kullanan kişinin, işaretin kullanımına ilişkin hakkı veya meşru bir bağlantısı olmaması şartıyla, işaretin aynı veya benzerinin İnternet ortamında ticari etki yaratacak biçimde, alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılması durumunda yasaklamanın yapılabileceğinden ve marka sahibinin tazminat davası açabileceğinden bahsetmektedir. Şimdi, burada bahsi geçen İnternet ortamında yönlendirici kod veya anahtar sözcük nedir? Bunları kaçımız bilmektedir?

Değerli arkadaşlar, markanın İnternet ortamında bir başkası tarafından kullanılmasının çok değişik yolları ve metotları vardır. Bunlar tescilli bir markanın alan adı olarak veya metatag olarak yani yönlendirici kod veya anahtar sözcük ve arama motoru için reklam tanıtımı olarak yapılması şeklindedir.

Alan adı olarak ülkemizde bizim hiç de uygun görmediğimiz, tekel konumunda olan ODTÜ tarafından bazı belgeler istenildiği için marka sahibi aleyhine pek bir durum söz konusu gözükmemektedir ancak yurt dışından alınan alan adlarında böyle bir belge istenilmediği ve "ilk gelen alır" mantığına göre satış yapıldığı için bize göre esas problem, esas sorun da burada bulunmaktadır. Ülkemizdeki veya yurt dışındaki tescilli bir markanın ismini isterseniz yurt dışından, eğer daha önce alınmamış ise, alan adı ticareti yapan firmalardan çok rahat bir şekilde alır ve İnternette yayınlayabilirsiniz. Şunu hepimiz kabul edebiliriz: Bir markanın yurt içinden veya dışından alınması ve bunun ticari anlamda kullanılması iyi niyetli ve samimi bir davranış değildir ve asla kabul edilemez ama aynı fıkrada bulunan "yönlendirici kod, anahtar sözcük veya benzeri biçimlerde kullanılması" ifadeleriyle çok ciddi sorunlar ve çelişkiler yaşanabilecektir.
Sayın milletvekilleri, gelişen ve değişen İnternet teknolojileri ile yönlendirici kodlar ve anahtar sözcükler artık sabit bir hâl olmaktan çıkmış, bir editörle sürekli güncellenebilen ve değişken bir durum hâline gelmiştir. Ayrıca, bu yönlendirici kod ve anahtar sözcükler İnternet sitelerini hazırlayan kişiler tarafından eklenmekte ve düzenlenmekte olup, site sahibinin bunların neler olduğunu, hangi markaları kapsadığını bilmesi de pek mümkün değildir. Bunun tespit edilmesiyle açılacak ceza davasından ise mağdur olacak olan, hiçbir haberi olmadığı hâlde, site sahipleri olacaktır. Dolayısıyla, bu şekilde bir markanın ihlali durumunda öncelikle uyarı yapılması ve belirlenen ikaz süresi içerisinde yönlendirici kod ve anahtar sözcüklerin kaldırılmaması durumunda dava açılmasına imkân verilmelidir diye düşünmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce de izah etmeye çalıştığım hususlar çerçevesinde bilginin hayati önemini dile getirirken, bilgi ve emeğe verilmesi gereken önem ve kıymetin ülkemizde yeterince bilinmediği, kavranmadığı da bir gerçektir. Bu noktada önemli bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Büyük Önder Atatürk'ün de çok veciz şekilde ifade ettiği gibi Türk insanı zekidir ve çalışkandır. İnsanımızın inandıktan, azmettikten sonra başaramayacağı hiçbir şey yoktur. Hemen her gün eğitimden tarıma, tekstilden sağlığa, elektronikten bilişime kadar birçok başarı hikâyelerini okumaktayız, dinlemekteyiz ya da izlemekteyiz. Kimi vatandaşımız uçakların çok önemli bir parçasını yapmakta, kimileri yanmayan kumaş, kimileri çaresiz denen bir hastalığa ilaç bulmaktadır. Son zamanlarda da bilişimle, haberleşme ve savunma sanayimizle ilgili ürün ve eserleri kendi insanlarımız memnuniyet verici bir şekilde geliştirmektedirler.

Bu noktada şunu ifade etmek istiyorum: Acımasız bir rekabet savaşının hüküm sürdüğü günümüzde bizler, yöneticiler, kendi insanlarımızın üretkenliğini görmek, onlara destek çıkmak ve sahiplenmek zorundayız. Bu sebepledir ki, marka hakkının elbette ki korunması lazımdır. Ancak, bu sürece gelene kadar vatandaşlarımızın, müteşebbislerimizin, buluş adamlarımızın önündeki engelleri kaldırmak, bürokrasiyi olabildiğince azaltıp sadeleştirmek de elbette ki ülkeyi yönetenlerin görevidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütün bu hususların dışında bugün ülkemizin bir an önce halledilmesi gereken başka acı gerçekleri de vardır. Önce "İhtiyacımız yok." dediğimiz, sonra kapısına yüz sürmek zorunda kaldığımız IMF'nin reçetelerinin hastalarımıza şifa olmadığı tecrübelerle sabittir.

Açlığın, yokluğun günden güne arttığını, her gün iş yerlerinin kapandığını, çeşitli sosyal olayların sıradan hâle geldiğini inkâr etmek de artık mümkün değildir. Ekmek kapıları teker teker kapanan insanlarımız yarınlarından daha da endişeli bir hâle gelmektedir. Yarın ne olacak kaygısıyla uykusunu yitiren, sabah güneşten erken kalkan vatandaşlarımız yaşadığı kaygılardan kurtulamadan yine evlerine eli boş dönmek zorunda kalmaktadırlar. Bugün bir kesim insanların karnı tok ve sırtı pek olabilir. Ama bilinmelidir ki, çocuğuna süt alamayan, okula giden çocuğuna simit parası veremeyen, eczaneden ilaç alacak parası bulunmayan, tarlasını ekemeyen, siftahsız dükkân kapatan, dolmuş parası bulamayan çaresiz insanlarımızın sayısı milyonlarcadır. Yine bir kesimin gemileri her rüzgâra yelken açabilir, her denizde yüzmeye müsait olabilir ama bir kesim var ki sayısı milyonlarca olan bu kesim, yani işsiz, aşsız, çaresiz insanlarımız hayata tutunabilmek için, karada can çekişen balık misali kendisine can verecek bir yudum su aramaktadır ya da boğulduğu yokluk denizinden kendisini karaya atmaya çalışmaktadır.

İşte, bütün bu gerçekler ışığında, öncelikle insanlarımıza iş, aş ve huzur sağlayacak, kendi haysiyet ve kişiliğiyle çoluk çocuğunun nafakasını temin edecek bir düzeni tesis etmeden sadece sadaka ve diğer suni yardımlarla onları oyalamaya çalışırsak bu ve benzeri yasa tasarılarını Meclisten çıkartmamızın hiçbir anlamının olmadığını bir kez daha hatırlatıyor, hepinize saygılar sunuyorum.

,